"Neden renksiz?" diye sorarlar önce, eklerler hemen ardından "Sen renklisin aslında" diye. "Renksizlik," diye anlatmaya başlarım bir bir, tabii antrenmanlıyım nicedir, "benim için bir ideal. Yolun bitişi, ki severim ben yürümeyi. Renkli olmak çok klişe. Yeşil, sarı, mavi, pembe... Hepsi de görünür özellikte. Bağırıyorlar tiz bir sesle, "Ben!" diye. Halbuki renksizlik dediğin, şeffaflıktan öte. Görünmez, bilinmez; adeta bir sır perdesi çekmiş üzerine. Aslı temsil eder tüm sadeliğiyle. Ondaki tevazu yoktur hiçbir renkte."
Tabii, ben bunların çoğunu içimden söylüyorum. Çünkü, insanların çoğu en öznel fikirlerde bile muhalefet etmeye dünden meyyaller. "Karşı tarafı anlama" kavramından bihaberler. Ben de böyle bir dünyada yaşıyorum. İster istemez kabulleniyorum. Yoksa bunları yazamazdım. Ölü yazamaz.
Renksizlik benim için özel bir kavram. Tüm insanlar gibi bir gün olmayı hayal ettiğim bir lakap seçtim kendime. Oldukça masumane. Üzerinde konuşmak isteyene akıl ve gönül kapılarım açık, illaki zıddiyet diyenlerse, hala bab-ı hakikatim önünde volta atmaktalar hallerinden habersizce.
Ben burada renksizlik üzerinde durdum (binlerce yazı yazabilirmişim gibi hissediyorum renksizlik hakkında), ancak değer verdiğim başka bir kavramı koysaydım "renksizlik" kelimesi yerine (binlerce yazı yazabilirmişim gibi hissediyorum değer verdiğim başka kavramlar hakkında), yazımın muhtevası değişmezdi şüphesiz.
Aktarmam gerek;
çünkü,
bazen "gelirler",
durduramazsın.
İmza: Renksiz Bir Kişilik
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder