31 Aralık 2009 Perşembe

2010

Yeni yılda çok mutluluk, hiç hüzün diliyorum kendime, diğer senelerden farklı olarak. Önceden hüzünlerimi de hesaba katar, güçlü olmaya çalışırdım. Ne zamandır biber cinsi duygulara hiç tahammülüm yok. Sloganım da hazır "Yıl iki bin on, dertlere son!" İnşallah!

Mesnevi'yi uzun süredir okumak istiyordum ama anlaşılması zor bir eser olduğu için cesaretim yoktu. En azından tadına bakabilmek için hikayelerini okuyayım bari diyordum ki, kuzenimin kütüphanesinde "Mesnevi'de Geçen Bütün Hikayeler" kitabını buldum. Bugün bitti. Yeni yılda yeni kitabıma başlamak istiyorum.

Takvim mefhumu benim için önemlidir. Çünkü, ben her ayrıntıyı takvime kaydederim. O yüzden de yeni bir takvime geçtiğimde eskilerin izini istemem. Yeni notlar alınmalı, yeni planlamalar yapılmalı, yeni doğum günü sürprizleri hazırlanmalı tüm dostcanlara. Giderek yaşlanmayı daha vurucu anlatabilmek için taslaklar yazılmalı her arkadaşıma özel. Dost acı söyler ya. Yeni yılın bana getirdiğini hissettiğim yegane şey bu: Sıfır kullanılmış enerji.

Görelim bakalım bu yıl neler olacak, seneye neler yazılacak, yahut yazılabilecek mi?

29 Aralık 2009 Salı

"Ben büyüyünce renksiz olucam!"

Öylesine yoğunum ki bu sene, hani neredeyse nefesimi bile planlayarak alıp veriyorum diyeceğim. Sadece zahiri bir yoğunluk değil bu. Daha çok beynimde, beynimle yoğunum. Zahiri yoğunluğa gelince; kendime iş çıkarmakta üstüme yoktur! Beynimse... aman bir kişisel gelişim kitabını doldururum. :) Yine de, arada bir "pause" düğmesine basmayı, ki bu benim için genelde yazmak anlamına gelir, seviyorum. O da beni seviyor, biliyorum. Sevmese, böylesine aşık eder miydi beni kendine? Böylesine naz yapar mıydı- altı üstü bir kaç kelime?

"Neden renksiz?" diye sorarlar önce, eklerler hemen ardından "Sen renklisin aslında" diye. "Renksizlik," diye anlatmaya başlarım bir bir, tabii antrenmanlıyım nicedir, "benim için bir ideal. Yolun bitişi, ki severim ben yürümeyi. Renkli olmak çok klişe. Yeşil, sarı, mavi, pembe... Hepsi de görünür özellikte. Bağırıyorlar tiz bir sesle, "Ben!" diye. Halbuki renksizlik dediğin, şeffaflıktan öte. Görünmez, bilinmez; adeta bir sır perdesi çekmiş üzerine. Aslı temsil eder tüm sadeliğiyle. Ondaki tevazu yoktur hiçbir renkte."

Tabii, ben bunların çoğunu içimden söylüyorum. Çünkü, insanların çoğu en öznel fikirlerde bile muhalefet etmeye dünden meyyaller. "Karşı tarafı anlama" kavramından bihaberler. Ben de böyle bir dünyada yaşıyorum. İster istemez kabulleniyorum. Yoksa bunları yazamazdım. Ölü yazamaz.

Renksizlik benim için özel bir kavram. Tüm insanlar gibi bir gün olmayı hayal ettiğim bir lakap seçtim kendime. Oldukça masumane. Üzerinde konuşmak isteyene akıl ve gönül kapılarım açık, illaki zıddiyet diyenlerse, hala bab-ı hakikatim önünde volta atmaktalar hallerinden habersizce.

Ben burada renksizlik üzerinde durdum (binlerce yazı yazabilirmişim gibi hissediyorum renksizlik hakkında), ancak değer verdiğim başka bir kavramı koysaydım "renksizlik" kelimesi yerine (binlerce yazı yazabilirmişim gibi hissediyorum değer verdiğim başka kavramlar hakkında), yazımın muhtevası değişmezdi şüphesiz.

Aktarmam gerek;
çünkü,
bazen "gelirler",
durduramazsın.

İmza: Renksiz Bir Kişilik

25 Aralık 2009 Cuma

merhaba doğan güneş, merhaba bulut kardeş!

Bu bir ironiydi. Daha gerçekçi bir cümleyle ilk girişimi yapmak isterim blogcuğuma. Ama eğer bunu düşünürsem hiç başlayamam. Zaten en iyi cümlem henüz söylemediğim olduğundan sorun değil. Sorun dediğin nedir ki? Hayatın çoğunlukla tercih ettiği eylemleri. Hayat dediğin, peki? Sorununun öznesi.

Sorun çok. Çözen yok. Çözümü isteyen de yok. Sorunlarla yaşamak insanı olgunlaştıran. Acılardır hayatı anlamlandıran. "Öldürmeyen acı güçlendirir" der ya Nietzsche, benim nefes alma mottolarımdan biri bu işte. Belki de sadece bir teselli, slogan sahibi olma isteği.

Neyse, biraz pratik olayım: Amacım nedir bu blogu açarken?  -Paylaşmak. -Neyi? Aklıma gelip de paylaşmak istediğim her şeyi. İyi kötü fikirlerimi, anılarımı, analizlerimi, sarı fosforlu kalem kullanma ihtiyacı duyduğum cümleleri... Kısaca kendi "kale"mde "kalem"imle ifade edebileceğim, "kalemim" olan her şeyi, tüm "mim"lerimi. Evet, blog adresimin manasını da açıklayarak iki kuşu katletmiş bulunuyorum. Pişman değilim.

Becerebilirsem eğer, daha çok "kaydı yayınla"ya tıklayabilmem umuduyla...