17 Ağustos 2016 Çarşamba

Düşünmek



Önce bir şeyler yazmalıyım diye düşündüm, sonra ne yazayım diye düşündüm. Sonra o kadar çok şey düşünmüşüm ki, Saçmalıklar Ülkesi’nin Derinlikler Vadisi’nde kaybolup gitmişim. En son düşündüğümde “Hay, düşünmez olaydım!” diye düşünüyordum.


Şu düşünmek var ya, şu düşünmek; çok belalı bir şey. Çalkalanmış kolanın kapağını açınca kola fışkırmaya başlar hani, düşünmeye başlayınca da düşünmeyi düşünmediğin birçok düşünce hücum ediyor birden. Sonra sıraya koyamıyorsun o düşünceleri ve beyninde bir kargaşa çıkıyor. Düşünmekten nefret ettiğini haykırmak istiyorsun önce, ama sonra millet duyar rezil olurum diye düşünüp susuyorsun.


Bari bir işe yarasa düşünmek. Her düşünce başına para verseler mesela. Dünyanın en zengin insanı olma potansiyelim var. Ama yook, bu dünyada düşünen insana yer yook! Millet tırsıyor tabii.


Hani çok popüler bir filmin ilk gösterimine bilet almak için geç kalırsın, bir kişilik yer vardır sinemada, o da en kıytırık yerde, yani en önde ve en ortadadır. Milletin pire boyutunda gördüğünü sen deve boyutunda görürsün ve el âlemin aldırmadığı bu durum seni acayip rahatsız eder. İşte böyle bir şey düşünmek.


Orhan Veli bir çözüm bulmuş buna:

Düşünme,

Arzu et sade!

Bak, böcekler de öyle yapıyor.” demiş, ama nafile! Ben böcek olamam. Olmak da istemem zaten. Maazallah bir dikkatsizin pis ayakkabı tabanlarının altında can veririm falan…


En iyisi bu gerçekle yaşamak sanırım. Hem birilerinin düşünmesi gerekiyor bunca düşünmeyenin arasında. Hayatımı başka iradelerin insafına bırakacak kadar düşüncesiz değilim, ne de olsa. Düşündüm de, iyi ki de değilim.


19.10.2007


25 Mayıs 2016 Çarşamba

Ânı Yakalamak?

Şu anda, albayım, gecenin bir yarısı. Deniz kıyısında kumların üzerine serdiğim gazetelerin üzerinde oturuyorum. Kulağımda kulaklık, elimde dolmakalem; diğer elimle not defterimi sabitlemişim.  Çok sevdiğim yeşil bağcıklı kot ayakkabılarım, arka plandaki dalga sesleri, gözlerimi dinlendirmek için başımı biraz kaldırdığımda gördüğüm dansçı deniz... ve ben, albayım, hissetmek istediğim duyguların yüzeyselliğinde takılıp kalıyorum. Ne yapabilirim, nasıl başarabilirim? Ben bu hisleri hiç ama hiç düşünmeden nasıl yaşayabilirim? Fotoğrafını çekip kalbimin kırkıncı odasındaki sandığa kilitlemek istediğim ânların en mükemmel zaviyesini nasıl yakalayabilirim? Kaçırıyorum albayım. Yaşanamamış yaşanmışlıklarla dolu bir ömür sürüyorum.


19 Nisan 2016 Salı

Sevgili Günlük,

Dün bilinçsiz bir şekilde postmodern bir intihar gerçekleştirdim. Nasıl mı? Aylardır süründürdüğüm Tutunamayanlar'ın meşhur 15. bölümünü nihayet bitirmeyi başararak kafayı çizdim. Bu bir. Sonracığıma Murathan'ın çocukluk yaralarını yazdığı kitabından da okuyarak içime bıçak soktum. Sonra (aslında sonra değil, bu durum hayatımın arka plan cızırtısı) kendi zavallı varlığımı düşünerek o bıçağı sağa sola oynattım ve öldüm. Ölüm mutlak bir son olmadığı için akabinde şükretme seansı başladı. İşin en doğru tarafı da buydu zaten. İyiydim ama neden kötü hissediyordum? (Soru işaretini soru zarfı var diye koydum, aldırma.) İşte bütün mesele buydu, ki bir meseleden bile sayılmazdı.

Yine de, elimde bir kurukafa tutmak isterdim. Böylece soru olmayan sorumu sorarken daha ihtişamlı görünebilirdim. Titanik'teki çalgıcıların batarken hangi kafayla çalmaya devam ettiklerini anladım. Ölüme doğru gidilen bu yolda soru sorup durmakla aynı mantıkmış meğer. Aslında bunu bugün anlamış da değilim. Konu bütünlüğü olsun diye yazdım. Tutarlı bir hayat yaşamalıyım. Tutarlı olması için hayatımı bir kompozisyon şeklinde sunmalıyım.

Son olarak Sevgili Günlük, şu anda sana yazdığım şeylerin samimiyetine inanmazsan kendin için iyi olur. Tüm varlığımla düşündüğüm şeylerin çok ufak bir kısmını kapsıyor yukarıdaki cümleler. Tüm varlığımla neler düşündüğümün kalan kısmından bir kısmına yetişemiyorum, bir kısmını henüz anlamlandıramıyorum, geri kalanı da bulamıyorum. Sana çok samimi davranmışım gibi hissedersen diye önceden uyarıyorum. «Bu dünyadaki hiçbir şey göründüğü gibi değil» sözünü çok duymuşsundur, göründüğü kadar da değil. Çok köklü bir azı dişi gibi. Nereye kadar uzandığını asla bilemezsin.

Parmaklarım yoruldu, burada sonlandırıyorum. Bir sonraki postmodern intihar izlenimlerimin bahsedilebilinen kısmında görüşmek dileğiyle.

Ciao bella!

28.11.2015