Ruhumuzda katmanlar var ve bu katmanlar birbirine zıt fikirler taşıyabiliyor. Bazı durumlarda keskin bir şekilde “Şiddete hayır!” diyorken, bazı durumlarda şiddetin gerekliliğini kararlılıkla savunabiliyoruz. Acıdan hoşlanmadığımız kadar acıdan zevk alıyoruz. Mutluluğu çağırdığımız kadar mutlulukla hüzünleniyoruz. Gitmek istediğimiz kadar kalmayı seviyor, kaldığımız süre içerisinde gitmek arzusuyla yanıp tutuşuyoruz. Kendi ruhumuzun katmanlarını anlamaktan aciz olduğumuz için belki de, sürekli bir rahatsızlık hissiyle boğuşup duruyoruz. Daha vahim olanı ise bu rahatsızlık hissinin yokluğuyla oluşacak boşluğu nasıl kaldıracağımızı hiç ama hiç bilemiyoruz.
Bu yazının giriş-gelişme-sonucu yok maalesef, dengesiz bir durumu hangi dengeyle anlatacağımı bilemediğimden mütevellit.