25 Ocak 2010 Pazartesi

Bekleme Mefhumu

Bazı romanlarda olaylar öyle çıkmazlara sürüklenir ki, roman yazarı binbir emekle "büyüttüğü" karakter(ler)ini öldürüp olayı makul bir sonuca bağlamakta bulur çareyi. Bu aslında aşamadığımız problemlerle karşılaştığımızda ilk isteğimizin ölmek/intihar olmasının da bir sembolüdür. Nasıl mı? Çünkü, hepimiz birer yazarız. Kendi karakterlerimizi yazıyoruz: Neler söylememiz gerektiğini, ne zaman ne yapacağımızı, bazen içgüdüsel olarak, bazen de düşünerek fiiliyata döküyoruz.

Sırf bir sonucu olsun diye menfi bir final yapma tercihi nedendir? Belki de, şimdilik bir bitişin olmaması iyidir? Ama insanların mayasında acelecilik olduğu için problemlerini nadasa bırakmayı sevmezler. Bunu yapsalar, ne kadar verimli gelişmeler elde edeceklerini bir türlü idrak edemezler. Sonra da kimsenin içine sinmeyen neticeler elde ederler.

Öte yandan, beklemek de zor. Belki de, en zoru. Hani bazen "Ne olacaksa olsun artık!" deriz. Peki, beklemekten neden korkarız? Bence biz beklemekten değil, beklerken daha derin düşünmekten korkarız. Düşündükçe gizlenen paranoyalarımız açığa çıkar çünkü. Paranoyalar ise herkeste -az ya da fazla miktarda- olmasına rağmen, toplum tarafından kabul görmezler. "Pireyi deve yapmakla" itham ediliriz çoğunlukla. Herkesin es geçtiği bir nokta vardır oysa: Düşünebilmek için aklımızı kullanmak durumundayız. Bu yüzden de, başkalarına ne kadar saçma sapan gelirse gelsin, her düşüncenin mantıklı bir temeli vardır. Yine de, hem paranoyalarımıza değer vermemiz, hem de onları kontrol altında tutmamız icap eder. Bu, itidal mertebedir. İtidal, iyidir.

İçimizdeki kurtlar bizi kemiriyorken ve biz uygun kelimeleri bulmayı beceremediğimizden dolayı derdimizi kimselere anlatamıyorken, direnebiliyorsak eğer acele etme isteğine, duygu ve düşüncelerimizi olgunlaştırabiliyorsak bu süre içinde, biz dışardan farkedilebilen bir çaba sarfetsek de sarfetmesek de, bir şekilde işler hep yoluna girecektir. Zira hep böyle olmuştur.

19 Ocak 2010 Salı

İstanbul'da Kar

Sonunda!

Memleketimde kar yağıyor! Yihuuuuuuuuuuu!!! Tra lay lay lay!!

Bağıra çağıra kar şarkıları söylemek, yerlerde yuvarlana yuvarlana kar topu oynamak istiyorum! Ama biliyorum ki, bağıra çağıra şarkı söylersem komşular kapıya dayanacak ve yuvarlana yuvarlana kar topu oynarsam günlerce hasta yatmak zorunda kalacağım.

İstediğimizi yapmakta özgürüz, ama bu özgürlüğün bedelini ödeyebileceksek irademizi o yönde kullanıyoruz...

...ve ben özgürlüğümü bedel ödememekten yana kullanıyorum.

7 Ocak 2010 Perşembe

Oyun, Sahne, Seyirci

Sahnede iken her ayrıntıyı farkedemezsiniz. Birkaç tane görürsünüz, onlar da olduğundan daha büyük, daha ehemmiyetli görünür gözünüze.

Sahnede iken stres altındasınızdır. Sadece kendinizi düşünürsünüz, çünkü başkalarını düşünürseniz kontrolünüzü kaybedip üst üste hatalar yapmaya başlarsınız. Kendinizi zavallı hissedersiniz, öyle olmasanız da.

Sahnede iken herkesin gözü sizin üstünüzdedir. Mazeret kabul edilmez. Hastaymışsınız, kimin umurunda? Acı çekiyorsunuz, kızılcık şerbeti yalanı var ya. Yeri gelir, kendi kişiliğiniz otokontrolünüzü zorlar. Siz iradenizi yollarsınız onunla kavgaya. İçiniz yana yana.

Sahnede iken ortaya iyi kötü bir şey koyan cesaretli kişilik de sizsiniz, bu cesarete sahip olmayanlar tarafından acımasızca eleştirilen de.

...ve perde kapanır, herkes sizi hep tanır.
Herkesi, her şeyi unutanlar, neden sizi unutmazlar?

Seyirci koltuğu konforludur. Sahnenin hakimi sizsinizdir. Her detay olduğu gibi görünür, tarafınızdan olması gerektiği gibi yorumlanır.

Seyirci koltuğu geniştir. Lakin alan bakımından değil. Uzun uzun analizler yapılabilir sahne ve sahnedekiler hakkında. Düşünürken hata yapmanız pek mühim değildir. Çünkü tek vazifeniz sadece oturmaktır.

Seyirci koltuğu karanlıktır. Gizemlidir. Öksürün, aksırın, tıksırın. Gülün, hatta kahkaha atın ya da ağlayın. En fazla birkaç kişi sizin bulunduğunuz yere dönecektir ve çoğu sizi göremeyecektir. Görenlerinse hafızasında uzun süreli yer işgal etmeyeceğiniz bellidir.

Seyirci koltuğunda tüm pasif katılımınıza rağmen sonsuz ukalalık hakkınız vardır.

...ve perde kapanır, herkes sizi hiç sanır.
Her ne kadar trajik görünse de uzaktan, iyidir aslında görünmemek kalabalıktan.

Tüm bu sebeplerden ötürü ben, seyirci koltuğunu sahneye tercih ederim gelirse elimden.