8 Haziran 2017 Perşembe

Minimal 28 (sneak peek)

Az önce 28 oldum. Otuza son iki. Bıçaklar giriyor içime. Yoo, kötü bir şey olduğundan değil. İlk olduğundan. İlk kez 28 yaşına giriyorum. (yaşıMa değil, bana ait değil gibi.) İlk kez çoğu insanın eşik olarak değerlendirdiği bir mihenk taşına bu kadar yaklaşıyorum. İlkler hep korkutur insanı ya, öyle bir 28.

Umursamadığım yaşları geride bıraktım. İleride umursamamaya karar vereceğim yıllara doğru ilerliyorum. Bu kararı vereceğim; çünkü hayatıma dair alacağım başka köklü kararlar olmayabilir. Olmayabilir; çünkü her gün her değeri tüketiyoruz. Tüketirken kararlar nasıl kök salacak? En fazla üç gün suya koyar, seyr eyler, dördüncü gün çöpe atıveririz.

Minimal yaşamaya karar verdiğim günden beri -ki bu karar 28'den çok önce alındı- biriktirdiğim şeyleri azaltmaktayım. Anılar da buna dahil. İyi ya da kötü, gerçekten kayda değer olmayan olmayan anılarımı "hatır(a)lamıyorum"* pek. Saklanması çok lazım olmayan objelerimi saklamıyorum. Kısacası biriktirerek değil, ayıklayarak yaşamayı deniyorum.

Böyle bir karar almış olmamın en büyük nedeni, insan göçtükten sonra maddi/manevi varislerinin miras hususunda ne kadar çok zahmet çektiklerine dair yaptığım empati oldu. Neden böyle bir empatiye giriştiysem... Gerek fiziksel, gerek zihinsel eşyada yapacağım eziyeti azaltarak iyiliğimi çoğaltmayı istiyorum. Bir tek dua konusunda minimal olamam. Eziyetlerini azaltmaya gayret ettiğim tüm canlar inşallah sofistike olurlar bu konuda.

Evet, 28. Bu dünyaya eksi bir.

Minimal olma hakkımın kalmayacağı ileriye dair her tecrübe beni korkutuyor. Dünyaya daha derin kök salmam gerekecek de, ya koparılırken çok canım acırsa diye endişe duyuyorum bu miras meselesine ilave olarak.

Minimal tecrübelerin içine sıkışıp kalma ihtimali de korkutuyor. Çünkü minimal dediysek itidalli bir minimalizm. Vasatî ömür gibisi var mıdır?

Ne yapmalı bilmem.
Hatıralarım ve eşyalarım gibi düşüncelerimi de minimalleştirmeye başlayabilsem, ah!

(*h.)