Dün bilinçsiz bir şekilde postmodern bir intihar gerçekleştirdim. Nasıl mı? Aylardır süründürdüğüm Tutunamayanlar'ın meşhur 15. bölümünü nihayet bitirmeyi başararak kafayı çizdim. Bu bir. Sonracığıma Murathan'ın çocukluk yaralarını yazdığı kitabından da okuyarak içime bıçak soktum. Sonra (aslında sonra değil, bu durum hayatımın arka plan cızırtısı) kendi zavallı varlığımı düşünerek o bıçağı sağa sola oynattım ve öldüm. Ölüm mutlak bir son olmadığı için akabinde şükretme seansı başladı. İşin en doğru tarafı da buydu zaten. İyiydim ama neden kötü hissediyordum? (Soru işaretini soru zarfı var diye koydum, aldırma.) İşte bütün mesele buydu, ki bir meseleden bile sayılmazdı.
Yine de, elimde bir kurukafa tutmak isterdim. Böylece soru olmayan sorumu sorarken daha ihtişamlı görünebilirdim. Titanik'teki çalgıcıların batarken hangi kafayla çalmaya devam ettiklerini anladım. Ölüme doğru gidilen bu yolda soru sorup durmakla aynı mantıkmış meğer. Aslında bunu bugün anlamış da değilim. Konu bütünlüğü olsun diye yazdım. Tutarlı bir hayat yaşamalıyım. Tutarlı olması için hayatımı bir kompozisyon şeklinde sunmalıyım.
Son olarak Sevgili Günlük, şu anda sana yazdığım şeylerin samimiyetine inanmazsan kendin için iyi olur. Tüm varlığımla düşündüğüm şeylerin çok ufak bir kısmını kapsıyor yukarıdaki cümleler. Tüm varlığımla neler düşündüğümün kalan kısmından bir kısmına yetişemiyorum, bir kısmını henüz anlamlandıramıyorum, geri kalanı da bulamıyorum. Sana çok samimi davranmışım gibi hissedersen diye önceden uyarıyorum. «Bu dünyadaki hiçbir şey göründüğü gibi değil» sözünü çok duymuşsundur, göründüğü kadar da değil. Çok köklü bir azı dişi gibi. Nereye kadar uzandığını asla bilemezsin.
Parmaklarım yoruldu, burada sonlandırıyorum. Bir sonraki postmodern intihar izlenimlerimin bahsedilebilinen kısmında görüşmek dileğiyle.
Ciao bella!
28.11.2015
19 Nisan 2016 Salı
Sevgili Günlük,
Kaydol:
Yorumlar (Atom)