Kendi egomla başkalarının egoları arasında sıkışıp kalmış zavallı bir ruhum. Egolar...ki her yerdeler. Nefret edilen şeyin kendi içinde de olmasının verdiği ıstırabın asıl sebebi, tezlerinin anti-tezlerini de aynı bağlılıkla sahiplenmek olsa gerek.
Kırılganım. Çok küçük şeylere. Büyük olsalar anlaşılacağım. Küçüklerse, tariften çok uzak. Hissedilen ama anlatılamayan şeyler. Prensesin kırk döşeğinin altındaki bir bezelye tanesi misali. Sadece prenseslerin hissedebileceği o rahatsızlık nasıl ki avam insanlar tarafından anlamlandırılamazsa, benim huzursuzluk hissim de yeteri kadar hassas olmayan insanlar tarafından idrak edilemez.
Canımı sıkan, tarif edememekten ziyade tarif etmeyi bile istememem. Sanki bu duygumun başkaları tarafından anlaşılması derinliğime zarar getirecek. Selim Işık'ın, intiharından sonra onu anlamayı deneyecek bir Turgut Özben'i vardı. Neredeyse anlaşıldı da ne oldu? Tutunamamanın aciz tarafı belgelendi.
Tutunamamak karizmatik bir ruh hali değil. Dibe vurduğu halde yukarı çıkmayı bilememiş, o doğal gidişatı bile ayaklarını yere mıhlayarak tepmiş bir beceriksizin fasit dairesi. Tutunmanın aldatıcı kucaklamasıyla sarhoş olmanınsa tutunamamanın derbeder batınından ne farkı var?
Ben ise ne bir tutunamayanım, ne de tutunabilenim. Bir kategoriye bile ait değilim. Benim üzerime adeta bir tez yazan, beni anlamak için defterlerimin peşinde koşan bir Turgut olmayacak. Beni asla kendi halime bırakmayan, etrafımı çepeçevre saran, bununla birlikte hem benimle, hem de diğerleriyle olan problemleri iç sesleriyle bir araya geldiğinde kulakları tırmalayan bir tarraka çıkaran o güruh da olmayacak.
Ben, binbir parçaya bölmek zorunda kaldığım yalnızlığımla dertleşip duracağım. Ölünce mezar taşımda yalnızca ismim yazacak!
26 Mayıs 2010
11:16
Çarşamba
-Nihayet! Yine geldiler...