4 Ocak 2013 Cuma

Ütopik Toplum Düzeni

Bir insanın başına tatsızlıklar gelebilir. Ama tatsız “şey”den daha tatsız olanı, böyle bir duruma maruz kalınca ne yapacağını bilememek ya da asıl yapmak istediğini yapamamak. Her ne kadar kuralların, kalıpların özgünlüğün karşıtı olduğu söylense de her şeyin orta yolu makbul. Çünkü özgürlüğün diktatörlüğü en az kalıpların diktatörlüğü kadar acımasız.

Hayatın gerçeklerinin görmezden gelinmediği, kuralları olan bir dünyada yaşamak istiyorum ben!

>> Yolda giderken kaybettiğim eşyam çok değersiz olsa bile bölge karakoluna teslim edilsin istiyorum.

>> Parklara yalnızca çocuk salıncakları değil, yetişkin salıncakları da konulsun istiyorum.

>> Müteahhitler dairelerin duvarlarını inşa ederken yalıtkan malzemeler kullansınlar istiyorum.

>> İşçiler ve zanaatkarlar işlerini baştan savma yapmasınlar, yaparsalar da ücretlerini tam almasınlar istiyorum.

>> Gece yarısı dışarı çıkılsa bile her yer güvenli olsun istiyorum.

>> Evime gelecek olan tamirci söylediği saatte evime varsın istiyorum.

>> Bir şirketin müşteri hizmetlerini aradığımda bana dakikalarca müzik dinletmesin istiyorum.

>> Satıcılar müşteriye elinden çıkarmak istediği ürünü değil, alıcıya en uygun olan ürünü satsınlar istiyorum.

>> Her işyeri çalışanlarını sıkı denetimlerden geçirsin, onları meslekleriyle ilgili ciddi anlamda eğitsinler istiyorum.

>>  Dışarıda yediğimiz salatalar güzel yıkansınlar istiyorum.

>> Yollara –bari- sakız atılmasın istiyorum.

>> Erkeklerin iğrenç atıklarını yollara bırakmamaları için mendillerini ve gerekli malzemelerini taşıyacakları erkek çantaları yaygınlaşsın istiyorum.

>> Umumi tuvaletlerde her iki tuvalet çeşidinin de bulunmasını ve temizliğinin maksimum düzeyde sağlanmasını istiyorum.

>> Abdest alınacak mekanların umumi tuvaletlerin içerisinde ayrı bir bölümde konumlandırılmasını, camiye yakın mevkilerde ve uzun yolculuklar için mümkün olan yerlerde bulunmasını ve bunun için gerekli olan konforun sağlanmasını istiyorum.

>> Toplu taşıma araçlarının sefer sayıları arttırılıp bu araçlara kişisel mahremiyetin korunacağı miktarda yolcu alınsın istiyorum.

>> Akbilinde yetersiz bakiye bulunduğunu bildiği halde ısrarla otobüse binip başkalarından akbil dilenen asalak yolcular için akbilde bir-iki binişlik eksi bakiyeye düşme uygulaması yapılsın istiyorum.

>> Korna çalmak suretiyle yolun açıldığını sanan şoför zihniyetinin artık yok olmasını istiyorum.

>> Yollara park etmiş arabalar otoparklara yönlendirilsin, yollar seyir halindeki araçlara kaldırımlar da yayalara kalsın istiyorum.

>> Eczanelerde reçetedeki ilaç yerine muadili verilmesin istiyorum.

>> Misafirliğe gelen anne çocuğuna sahip çıksın istiyorum.

>> Tabağıma az konulmasını istediysem ayıp olur diye çok konulmasın istiyorum.

>> Gittiğim bir davette “herkesi bir günde aradan çıkarayım” mantığıyla birbiri ile alakası olmayan insanları değil, birbirleriyle uyum sağlayacak konuklar davet edilsin istiyorum.

>> Yeni tanıştığım biri cevaplamak istemediğim takdirde nezaketsizlik etmiş olacağımı düşündüren soruları şahsıma yöneltmesin istiyorum.

>> Birinin tavsiyeye ihtiyacı varsa çözüm önerebilecek olan kimse bunu kendine saklamasın istiyorum.

>> Karşı taraf %1 bile haklı olsa bu payın hakkının verilmesini istiyorum.

>> Artık bir geçerliliği olmayan bazı örf ve adetler rafa kalksın, yerini çağın gerekliliklerine uygun düzenlemelere bıraksın istiyorum.

>> İnsanlar vücut yapılarına uygun giyinsinler, fazla yağlarını halka sergilemesinler istiyorum.

Birkaç madde daha belki… Toplumu düzeltmeye aynadan başlanır ya… Kişisel sınır ne demek bunu bilsek ve algıda seçiciliğimizle başkalarının sınırlarını da keşfedebilsek… Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri çevremizdekilere yapmasak… Asıl duygu ve düşüncelerimizi gizleyip, ideal görünen ama içi kof olan profilimizi halka göstermesek… Birazcık idealist olsak ve sorumluluklarımızın bilincine varsak… Boş vermesek, “Bana ne!” demesek, azıcık da dinlesek; yani empati kurabilsek, sempati duyabilsek… Bu maddelerden birçoğu hiç düşünülmüş ve dahi yazılmış olmazdı.