Büyümek ne demek? Büyüyüp adam olmak, bir baltaya sap olmak…
Küçükken hep bir şeyleri sonraya erteledim; büyüyünceye. Çünkü büyükler mükemmeldi, her şeyi bilirlerdi, havalarından hiç ödün vermezlerdi, küçükleri himayelerine alırlar, korurlar, kollarlardı.
O günlerde büyük sayılanlar kadar büyüyünce aslında o kadar da büyük olunmadığını anlamak, mükemmel bir profil çizilmediğini, hatalar yapıldığını, kendinden küçük birinin sorumluluğu üstlenildiğinde onu koruyamayacağım diye endişelenildiğini bilmek…
Büyümek ne demek? Büyüyünce anlamak, büyüyünce yapmak…
Küçükken hep büyümek istedim. Kucakta gitmek yerine otobüs koltuğunda bir yerim olsun, yatma-kalkma saatlerime karışılmasın, misafirlikte salonda kendi halimde oturmak istediğim halde hiç tanımadığım bir çocukla bir anda arkadaş olabileceğime inanılıp arka odaya gönderilmeyeyim istedim. Kendi kararlarımı verip, kararlarım doğrultusunda bir hayat yaşamak istedim.
Oysa büyümek, adam olmak değilmiş. Çünkü insan hiç kendini adam oldum diyecek kadar tatmin olmuş hissetmezmiş. Büyümek, anlamak değilmiş. Zira anladıkça anlayamadıklarıyla cebelleşirmiş. Büyümek, kendi başına karar verme yetisine sahip olmak da değilmiş. Şu sebeptenmiş ki, verilen her karar verilmiş başka kararların neticesiymiş.
Büyümek ne demek?
Büyümek, büyüyemediğini anlamak demek. Büyüdükçe küçüldüğünün farkına varmak demek. Küçüklüğünün tüm avantajlarını kullanıp hayatın tadını bu şekilde çıkarmak demek. Büyümek, büyümenin lûgat anlamının zıttı olan her şey demek.
Üç yüz altmış beş günde bir, iki haneli rakamın artmasına ters orantılı olan "büyüme"nin getirdiği yapay sıkıntıları derin bir nefesle rüzgarın gittiği yöne doğru üflemek demek, aslında büyümek.