24 Mayıs 2012 Perşembe

Piramit

Ortaokulda benim yazı hayatımın yönlenmesinde çok büyük etkisi olduğunu düşündüğüm bir Türkçe öğretmenim vardı. Yazdırdığı kompozisyonları kendisi eleştirmeden önce sınıf arkadaşlarımızın eleştirmesini isterdi.

O güne kadar verilen konuları öylesine yazan ve arkadaşlarımın nasıl yazdıklarıyla pek de ilgilenmeyen ben, yazdığım her kelimenin başka beyinlerce nasıl karşılanacağını, kendimi nasıl müdafaa edeceğimi düşünerek yazmak zorunda hissetmeye başladım ve yazılanları duyduklarıma göre değil de bana hissettirdiklerine göre  eleştirmeyi öğrendim. Varlığımın farkında olmamın yeterli olduğunu düşünürken, varlığımın başkaları tarafından da fark edilmesinin gerekli olduğunu, çünkü bu dünyada tek başıma yaşamadığımı  idrak ettim.

Bu öğretmenimiz bir gün tahtaya bir piramit çizmişti. Piramidin en altını göstererek “insanların çoğunun piramidin bu noktasında olduğunu ve burada bulunmanın kayda değer  bir şey ifade etmediğini” söyledi. Sonra piramidin tepe noktasını işaretleyerek “gösterilen noktada olmanın yalnız kalmak anlamına geldiğini ve bunu tavsiye etmediğini” ifade etti. Son olarak, tepe noktasına yakın bir yere işaret koydu ve “olmamız gereken noktanın tam da orası olduğunu, böylece toplumda ön planda konumlanacağımızı, aynı zamanda da yalnız kalmayacağımızı” belirtti.

Yıllar geçti üzerinden. İşlediğimiz okuyalım-öğrenelim parçalarının büyük bölümünü unuttum gitti. Ama o gün tahtaya çizilen piramit benim hayattaki hedeflerimin simgesi haline geldi. O gün söylenen cümleleri sadece unutmamış olmak yeterli değil elbette. Harekete de geçmek lazım. Bir şeyler yapmak gerekli. Belki de bir eser bırakmalı geride kalanlara. Bunun için illa ki bir kitap yazmak şart değil ya da bir bina inşa etmek. Adımın milyonlar tarafından anılmasına da gerek yok, ölüm yıl dönümümde mezarıma çiçek bırakılmasına lüzum olmadığı gibi. Eser denilen şey bir nesne olmak zorunda değil. Güzel ahlak, birine öğretilen bir harf, bir kelime, bir cümle, bir iş, yaşamda edindiğimiz bir tecrübenin paylaşımı, yapıldıktan sonra unutulmuş bir iyilik… Bunların hepsi aslında birer eser, miras bırakılabilecek.

Hayatta hiçbir şeye zahmetsiz kavuşamıyoruz. Belli bir standarda erişebilmek için belirli bedeller ödüyoruz. Kaliteli bir yaşam, kaliteli bir beden, kaliteli bir düşünce, kaliteli bir aile, kaliteli bir eşya, hatta kaliteli bir ölüm. Hep tırnaklarımızla kazımamız gerekiyor. Kazıyabilenler çeşitli kategorilerde piramidin üst seviyelerini mesken edinmeye hak kazanıyorlar. Kazıyamayanlar bu çok da matah olmayan yazıya birkaç cümleyle bile dahil olamıyorlar.


14 Mayıs 2012 Pazartesi

Dünyamın Haritası

Okul öncesi/ilkokul dönemimde eski bir atlasım vardı aile büyüklerinden kalan. 70’li yıllarda basılmıştı ve içinde minik bir böcek ölüsü vardı, çok iyi hatırlıyorum. Ben çocuk beynimin fantastik algısıyla atlastaki haritaları, bayrakları inceler dururdum. Tüm o renk ve şekil cümbüşü beni hayal dünyamın derinlerine iteklerdi. Şimdilerde ise odamda asılı olan dünya haritasına bir bakış atmam, benim haritada bir nokta bile olamayan konumumdan soyutlanmama yetiyor.

 Hiç görmediğim yerlerde, hiç tanışmadığım ve belki de hiç tanışamayacağım insanların bulunduğunu, onların da sevinçleri ve üzüntüleri, farklı inanış ve adetleri, düşünce sistemleri, yaşam koşulları olduğunu bilmek –ve bazen de bilememek- karşılaştığım engellerde bireysel değil de evrensel düşünmem gerektiğini fark ettiriyor bana.

Bizim kendi sınırlarımız içinde tabu olarak değerlendirdiğimiz, ön yargılı yaklaşımımızdan dolayı konuşarak tartışamadığımız ya da böyle bir yöntemin var olduğunu aklımıza bile getiremediğimiz konular dünyanın başka yerindeki her hangi bir insan için sıradan ve doğal olarak tanımlanabiliyor. Biz ise aynı yerlerde dönüp dolaşıyor, belirli kavramlara takılıp kalıyor, aslında bir neticeye varamadığımızın farkında olmaksızın kısır düşüncelerimizin bizleri getirdiği son noktayı başarı diye isimlendirebiliyoruz.

Kendi dairemizin rahatsız edici olduğunu söylemiyorum. Kendi anlayışlarımızı hiçe saymıyorum. Ama tek bir düşünceye saplanıp kalmanın gelişmenin önündeki en büyük engel olduğunu bariz bir şekilde hissedebiliyorum. Kendi anlayışımızı başka anlayış baharatlarıyla harmanlayarak daha itidalli, daha kapsamlı ve hem kendimizle, hem de kendimiz dışındaki her şeyle daha barışçıl fikirleri ortaya koyabilmenin bizleri daha kaliteli birer birey haline getireceğine, daha kaliteli nesiller yetiştirmemizin önünü açacağına ve bu suretle daha dengeli bir ortamda nefes alacağımıza yürekten inanıyorum.