Bulunulan hiçbir ortamın kişiyi tatmin etmemesi, hiçbir başarının yetmemesi, hiçbir acının yeteri kadar can yakmaması ve bunların zıtlarını bir bünyede aynı anda bulundurabilmektir arada kalmak. Hiçbir düşüncenden tam anlamıyla emin olamazsın. Söylediğin her teorine ve bunların tersi olan versiyonlarına aynı inançla bağlanırsın. Dediklerin kastettiklerin olmaz. Kastettiklerin dediklerine uymaz. Anlatsan anlamazlar. Anlayansa anlatamaz.
Zavallıca gözükse de bu anlaşılamama problemi, bir yönüyle zevklidir. Kimse tarafından anlaşılamamak iki duruma işaret eder: Ya anlatamıyorsundur ya da anlanamıyorsundur. Bu iki seçeneğin her ikisi de iki sonuca varır: Ya çok zekisindir, yahut da çok aptalsındır. İki kategori vardır ve ikisi de "arada kalmış"a ya "çok küçük"'dür ya da "çok büyük". Bir kategoriye sığamamak, tek hissettirir. Kalabalık, caddenin iki yanından akarken, saatin pilini çıkarıp etrafa bakmak gibidir. Zamanın durması mümkün olmasa da, temsili olarak bunu gerçekleştirmek eğlendirir.
Belki de Şehrin Aynaları'nda "Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden." yazılırken anlatılamayanla birlikte tüm bunlar kastedildi.