21 Nisan 2010 Çarşamba

Karpuz Suyu

İdeal olan, hayatın siyah beyaz olmasıdır. Oysa, hayatın rengi gridir. Hayatı siyah beyaz düşünüp de gri yaşamak zorunda kalanlar, arada kalanlardır. Arada kalmak, bu dünyada düşünen bir varlığın başına gelebilecek en kötü şeylerden biridir.

Bulunulan hiçbir ortamın kişiyi tatmin etmemesi, hiçbir başarının yetmemesi, hiçbir acının yeteri kadar can yakmaması ve bunların zıtlarını bir bünyede aynı anda bulundurabilmektir arada kalmak. Hiçbir düşüncenden tam anlamıyla emin olamazsın. Söylediğin her teorine ve bunların tersi olan versiyonlarına aynı inançla bağlanırsın. Dediklerin kastettiklerin olmaz. Kastettiklerin dediklerine uymaz. Anlatsan anlamazlar. Anlayansa anlatamaz.

Zavallıca gözükse de bu anlaşılamama problemi, bir yönüyle zevklidir.  Kimse tarafından anlaşılamamak iki duruma işaret eder: Ya anlatamıyorsundur ya da anlanamıyorsundur. Bu iki seçeneğin her ikisi de iki sonuca varır: Ya çok zekisindir, yahut da çok aptalsındır. İki kategori vardır ve ikisi de "arada kalmış"a ya "çok küçük"'dür ya da "çok büyük". Bir kategoriye sığamamak, tek hissettirir. Kalabalık, caddenin iki yanından akarken, saatin pilini çıkarıp etrafa bakmak gibidir. Zamanın durması mümkün olmasa da, temsili olarak bunu gerçekleştirmek eğlendirir.

Belki de Şehrin Aynaları'nda  "Anlatacak çok şeyim olsa da, emin değilim anlaşılmak istediğimden." yazılırken anlatılamayanla birlikte tüm bunlar kastedildi.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Balık Yağı vs. Hansel ve Gretel'in Yedikleri Çikolata Ev

We cannot change the past, but we can change our attitude toward it. Uproot guilt and plant forgiveness. Tear out arrogance and seed humility. Exchange love for hate,,, thereby, making the present comfortable and the future promising.
Maya Angelou
(African-American poet, playwright, performer and composer)

Çalışma masamda asılı olan başka bir özdeyiş. Her seferinde geçmişle barışmanın kolaylık/zorluk derecesini sorgulatıyor bana. Baş parmakla işaret parmağını halka yapıp geçmişine uzatsan ve  iki parmağını birbirinden ayırmasını istesen daha kolay gibi. En azından görünür bir eylem gerçekleşmiş olur. Ama sadece düşünce bazında kalan kavramlarda bir şeyi yapıp yapmadığını/başarıp başaramadığını fark etmek zor. Bugün barıştım dersin, hafifledim, mutluyum diye de kendini motive edersin, yarın bir bakmışsın, hortlayan bir anının hedefi oluvermişsin.

Geçmişle barışmak için önce küsmek lazım tabii. Küstüyseniz de, bir sebebi vardır. Kötü bir sebebi vardır. Yani, canınız yanmıştır. Can yanması iyidir. Daha karizmatik olursunuz ileride. "Ahh, ben neler çektim.." falan dersiniz. Mutlu insan nasıl "cool" olur ki?

Mutluluk, insana yazı yazdırmaz. Kitap okutmaz. Beyinle yapabileceğiniz her şey kafanızın bir taraflarına saklanır. Mutlu insan, piknik yapar, şarkı söyler, zıplar, koşar. Bunlar ise mantığı  geliştirmez. Mutluluk, bir yalana inanmaktır. Aynaya uzaktan bakmaktır. Yakından bakınca sivilceler, siyah noktalar, lekeler, izler görülür. Bunları yok etmek adına gayret sarfedilmeye başlanır. Oysa, eğer tüm bunlar görülemiyorsa, harcanılması gereken bir çaba da yoktur. Mutluluk, tembelliktir.

Herkese mutluluklar dilerim.
Yalan dünyada gerçekleri bularak hiçbir şey yapamamanın acısını taşımaktansa, gerçek olduğu sanılan dünyada yalanlarla yaşamanızı temenni ederim.